Dünyada 250 Milyondan Fazla İnsan Doğrudan Çölleşme ve Kuraklıktan Etkileniyor

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü dolayısıyla açıklama yaptı.

“Dünyada 250 milyondan fazla insan doğrudan çölleşme ve kuraklıktan etkileniyor. 4 milyar hektardan fazla arazi çölleşme tehdidi altındadır. Arazi bozunumu 1,5 milyar insanın sağlığını ve yaşamını doğrudan etkiliyor” vurgusu yapan Bayraktar, açıklamasına şöyle devam etti: “İnsanın toprağı kullanma uygulamaları çölleşmeyi etkiliyor. Toprağın bozulmasının etkisiyle oluşan çölleşme, geçimini topraktan sağlayan çiftçilerimizi sürecin kurbanı haline getiriyor. Kısacası toprağın bozunumu ve çölleşme toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkıyor.

Fiziksel, kimyasal, biyolojik, siyasi, kültürel ve ekonomik hususların neden olduğu arazi bozulması sonucu oluşan çölleşme, ulusal ve uluslararası düzeyde kamu güvenliğini tehlikeye soktu. Bu kapsamda 17 Haziran 1994 yılında Paris’te Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi yürürlüğe girdi. 1994 yılından bugüne kadar ülkemiz de dâhil olmak üzere 196 ülke bu sözleşmeye taraf oldu.
Sözleşmenin kabul edilmesinden bu yana her yıl, ülkemizde ve dünyada çölleşmeyle mücadelenin önemine dikkat çekmek amacıyla ‘Çölleşme ve Kuraklık Günü’ etkinlikleri düzenleniyor. Bu yıl İspanya’nın ev sahipliğinde yapılacak etkinlikler ‘birlikte kuraklığın üstesinden gelmek’ teması ile kutlanıyor. Bu temada kuraklığın sadece yağış yokluğunda değil, daha sıklıkla toprak bozunumu ve iklim değişikliğiyle meydana geldiği, çölleşmenin yıkıcı etkisinden insanları ve doğayı kurtarmak amacıyla geleceği kurak olmayan bir toprağa hazırlama vurgusu yapılıyor. Etkinlikte, kuraklığın, doğayla birlikte insan faaliyetlerinden meydana geldiği fakat ülkelerin samimiyet, çalışma ve dayanışmayla kuraklığın üstesinden gelmek için çabalaması, bu konuda herkesin üzerine düşeni yapması gerektiği vurgulanacak.

Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesine (UNCCD) göre, dünyada 250 milyondan fazla insan doğrudan çölleşme ve kuraklıktan etkileniyor. 4 milyar hektardan fazla arazi çölleşme tehdidi altındadır. Ayrıca arazi bozunumu 1,5 milyar insanın sağlığını ve yaşamını doğrudan etkiliyor. Dünyada arazi bozunumu ve çölleşmenin ekonomiye verdiği yıllık zarar ise 490 milyar dolardır ve arazi bozulması ile mücadele faaliyetlerinin maliyetinin çok üstündedir.

Sekiz milyara yaklaşan dünya nüfusunu beslemek için verimli topraklara ihtiyacımız var. Maalesef dünya genelinde şu anda 2 milyara yakın insan şiddetli gıda güvensizliği altında yaşıyor ve güvenli, besleyici, yeterli gıdaya düzenli erişimi yok. Eskiden verimli olan araziler günümüzde yaygın şekilde bozuldu. Arazi bozunumundaki eğilimlerin bu şekilde devam etmesi halinde 2030’da dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’u aç kalacaktır.”

“Her geçen gün artan nüfus doğal kaynaklara talebi artırmakta ve çölleşmeye neden olmaktadır”

Ülkemizde tabii çöl bulunmadığını ancak coğrafi konum, iklim, topografya ve toprak şartları göz önüne alındığında ülkenin arazi tahribatına ve kuraklığa karşı hassasiyetinin arttığını belirten Bayraktar, “Bu durum çölleşme ve kuraklıktan en fazla etkilenen ülkeler arasında yer almamıza sebep olmaktadır. Ülkemizdeki çölleşmenin başlıca sebepleri toprak erozyonu, hatalı tarım uygulamaları ve arazi kullanımı, hatalı sulama teknikleri sonucu tuzlanma, bitkilerin yetişmesini engelleyen tuzlu, jipsli ve aşırı alkali reaksiyon gösteren ana materyaller, ormansızlaşma, aşırı otlatma ve üst toprağın kirlenmesi olarak bilinmektedir. Ayrıca her geçen gün artan nüfus doğal kaynaklara talebi artırmakta ve çölleşmeye neden olmaktadır” dedi.

“Türkiye kuraklıktan oldukça etkilenen ülkelerden birisidir”

“Yapılan projeksiyonlar da Akdeniz iklim kuşağında yer alan ülkemizin iklim değişiklikleri sonucunda oluşan kuraklıktan önemli ölçüde etkilediği görülüyor. 2007, 2014 ve 2021 yıllarında doruğa çıkan kuraklıktan dolayı Türkiye bitkisel üretimde önemli düşüşler yaşamış, hayvansal üretim de bundan etkilenmiştir. Her yıl kısmi kuraklıkların yaşandığı ülkemizde 2021 yılında 52 ilimizin üreticileri kuraklığa bağlı zararlar yaşadı. Kuraklığın etkilerini hafifletmek için gerekli çalışmaların yapılması, tarım ve tarıma dayalı tüm sektörlerin bu konuda çaba göstermesi gerekiyor. Çünkü iklim değişikliği hala sürüyor ve tüm alanlarda varlığını hissettiriyor.”

“Türkiye’deki tarım alanlarında çölleşme hassasiyeti yüksek derecededir”

Bayraktar, Türkiye Çölleşme Hassasiyet Haritası arazi kullanım durumuna göre incelendiğinde elde edilen verileri paylaştı:
“Türkiye’deki orman alanlarının yalnızca yüzde 0,36’sı yüksek çölleşme hassasiyetindeyken, yüzde 30,79’u orta ve yüzde 68,86’sı düşük düzeyde çölleşme hassasiyetindedir.
Türkiye’deki tarım alanlarında çölleşme hassasiyeti daha yüksek derecede olup; tarım alanlarının yüzde 26,25’i yüksek, yüzde 64,77’ si orta ve yüzde 8,98’i ise düşük derecede çölleşme hassasiyeti göstermektedir.
Mera alanlarının ise yüzde 34,56’sı yüksek, yüzde 52,45’i orta ve yüzde 12,99’u düşük çölleşme hassasiyetindedir.
Türkiye’de toplam 642 milyon ton toprak her yıl su erozyonu nedeniyle yer değiştirmektedir. Yani bir hektarda her yıl 8,24 ton toprağımız erozyona uğramaktadır. Yaklaşık 24 milyon hektara yayılmış ormanlarımızda takribi 29 milyon ton toprak yer değiştirmektedir ve diğer bir ifadeyle orman arazilerinde hektarda yıllık erozyon miktarı 1,23 tondur.
29,5 milyon hektar olan tarım arazilerinde meydana gelen toplam yıllık erozyon 246,6 milyon tondur. Tarım arazilerinde hektarda 8,36 ton toprak her yıl erozyona uğruyor.
Verimli tarım arazilerimiz genellikle düz ve düze yakın eğimlere sahip alüviyal ovalarda ve nehir sekilerinde yer alıyor. Bu alanlarımızda genellikle çok hafif erozyon meydana geliyor. Toplam 18,8 milyon hektar olan mera arazilerinde toplam yıllık 347,6 milyon ton toprak erozyona uğratıyor. Hektarda ise 18,6 milyon ton toprak kaybı mera ekosistemlerinde görülüyor.”

“Tahminler, kuraklığın 2050 yılına kadar dünya nüfusunun dörtte üçünden fazlasını etkileyebileceği doğrultusundadır”

Kuraklığın maliyetli, zararlı ve etkilerinin yaygın olduğunu belirten Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Kuraklık, yerleşim olan tüm kıtalardaki hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeleri etkiliyor. Tahminler, kuraklığın 2050 yılına kadar dünya nüfusunun dörtte üçünden fazlasını etkileyebileceği doğrultusundadır. Sağlıklı arazi ve ekosistemlerin, tatlı su için uzun süreli doğal depolama alanı sunacağı unutulmamalıdır.
Su kıtlığı, iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklıklar nedeniyle artarken, milyarlarca insan geçici veya kalıcı su stresiyle karşı karşıyadır. Dünyanın sulanan alanlarının neredeyse dörtte üçü ve büyük şehirlerin yarısı periyodik olarak su kıtlığı yaşıyor. Bizim de ülke olarak önlemimizi almamız şart.
Araziyi daha iyi yönetmek ve arazi iyileştirme çabalarını büyük ölçüde artırmak, bitkisel üretimde kuraklığa dayanıklı çeşitleri geliştirmek ve toplumların ihtiyaç duydukları suya erişimini sağlamaya yardımcı olmak çok önemlidir.
Tarım, orman ve mera arazilerinin doğal veya insan faaliyetleri sonucunda yok olmasını önlemek ve ekosistem işlevleriyle sürekli üretken kalmasını sağlamak için, idari, kültürel, bitkisel ve mühendislik önlemlerini kapsayan toprak koruma proje ve programları uygulanmalı, çeşitlendirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.
Toprakta biyolojik canlılığının yeniden inşası ve fiziksel olarak toprağın farklı süreçlerle taşınmasının önüne geçilmesi veya diğer bir deyişle yerinde tutulması amacıyla, toprak-su korumalı arazi yönetim ve kullanım sistemlerinin özendirilmesi gerekiyor.
Tarımsal sulamada gelinen nokta, özellikle yoğun tarımın yapıldığı bölgelerimizde, ‘deniz bitti, kara göründü’ demeye fazla bir zamanımızın kalmadığını bütün açıklığıyla gösteriyor.
Kendimizin ve neslimizin geleceğini kurtarmak için bilimin ve aklın gerektirdiği çözümleri süratle uygulamalıyız. Bunu yaparken de ülkemizin tamamına yarayacak ortak çıkarlardan başka bir kaygıya yer verilmemelidir.
Tarım sektörüyle yakından ilgili ve aynı zamanda yetki ve sorumluluğu olan politikacılara ve yöneticilere önemli görevler düşüyor. Tarımda çözüm bekleyen pek çok sektörel sorundan bir bölümü hiç kuşkusuz kuraklık, çölleşme ve sulamayla bağlantılıdır. Çünkü iklim değişikliği denen acı gerçeğin etkisiyle sürekli bir hale dönüşen kuraklığın devamında çoraklık, çölleşme ve kıtlık kaçınılmaz bir sondur.
Kuraklığın yakıcı etkilerini asgariye indirmek için adeta bir savaş seferberliği bilinciyle hareket edilmezse sonuçları da çok ağır olacaktır. Bu nedenle, üreticisi, tüketicisi, kamu sektörü, özel sektörü, yöneticisi, çalışanı, mühendisi, işçisi, öğretmeni, öğrencisi, kısacası toplumun bütün kesimleri olarak kuraklığı ve dolayısıyla onun acıklı sonu olan çölleşmeyi ciddiye alarak alınması gereken tüm önlemleri acilen almak zorundayız.”
Bayraktar, “Her geçen yıl artarak devam eden arazi bozunumunu önlemek ve toprağı korumak için küresel boyutta önlemler alınması gerektiğini hatırlatarak, 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’nde farkındalığın daha da artmasını diliyorum” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.