Kutlarken Düşünmemiz Gereken Bir Bayram, Toprak Bayramı…

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından her yıl Haziran ayında kutlanmakta olan Toprak Bayramı ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez tarafından yapılan basın açıklamasında;

”Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından 11 Haziran 1945 tarihinde kabul edilen 4753 sayılı “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu”; toprağı olmayan ya da yetmeyen çiftçilerin aileleriyle birlikte geçimlerini sağlayacak ve işgüçlerini değerlendirecek ölçüde toprak edinmeleri amacıyla çıkarılmıştır. Ülke gerçeği için gerekli olan “toprak reformu” kapsamında yasalaşan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu sonrasında, TBMM’de 15 Haziran 1945 tarihinde 4760 sayılı “Toprak Bayramı Kanunu” kabul edilmiştir. Yasaya göre; “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun kabul edildiği 11 Haziran tarihini takip eden Pazar günü her yıl Toprak Bayramı olarak kutlanır.”  Bu yıl, 12 Haziran 2022 Pazar günü, Toprak Bayramı.

Ülkemizde çok partili sisteme geçişte önemli bir rolü olan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu bazı önemli eksiklikler ve büyük arazi sahiplerinin baskısı sonucunda kısa sürede yürürlükten kaldırılmış; dolayısıyla Toprak Bayramı anlamsız bir gün olarak kutlanmaya mahkûm edilmiş, uzun yıllardır gündemde olmamasına karşın son yıllarda kamu yönetimi tarafından şekilsel olarak yeniden gündeme getirilmiştir.

Ülkemiz, Anayasal bir Hukuk Devletidir. Anayasanın 166. maddesi planlamayı,  56. maddesi çevreyi korumayı, 44. maddesi toprağı korumayı ve toprak mülkiyetini, 45. maddesi tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemeyi, 169. maddesi ormanların korunması ve geliştirilmesi düzenlemiştir.

TMMOB ZMO olarak; Toprak Bayramı günü soruyoruz ve ülkeyi yönetenlerden acil ve somut yanıtlar bekliyoruz.

  • 2022 yılında; farklı kurumlarda çok sayıda sağlıksız ve güncel olmayan veri mevcut olmasına karşın, toprak ve arazi varlığımız ile ülke topraklarımızın özelliklerini ayrıntılı olarak bilmiyoruz. 11.Kalkınma Planı (2019-2023); Ülke genelinde toprak yeteneklerini gösteren detaylı toprak etütlerinin yapılması, haritalanması ve sınıflandırılması sağlanacaktır.

Soruyoruz; Detaylı toprak etütleri ve haritalama çalışmalarını kim yapacak, neden yapmadı, ne zaman yapılacak?

  • 2022 yılında; farklı kullanım amaçlarını dikkate alarak nitelikli toprakları koruyarak tüm sektörlere arazi tahsisi sorununu çözmek için ülke ve bölge/il düzeyinde arazi kullanım planları mevcut olmayıp, çeşitli ölçeklerdeki imar planları ile verimli topraklarımızı ve tarım arazilerimizi hoyratça yok ediyoruz. 11.Kalkınma Planı (2019-2023); Toprak bilgi sistemine dayalı tarımsal arazi kullanım planlarının hazırlanması tamamlanacaktır.

Soruyoruz; Tarımsal arazi kullanım planlarını kim yapacak, neden yapmadı, ne zaman yapılacak?

  • 2022 yılında; topraklarımızı ve tarım arazilerimizi koruması gereken 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun, 6831 sayılı Orman Kanunu koruyucu hükümlerine rağmen, sürekli getirilen yeni istisna maddeleriyle topraklarımız yok olmakta, verimli arazilerimiz, meralarımız, zeytinliklerimiz, özel ürün arazilerimiz konut yapımı, sanayi ve enerji yatırımları, madencilik faaliyetleri ile talan edilmektedir. 11.Kalkınma Planı (2019-2023); Tarım arazilerinin tarım dışı amaçlı kullanım baskısını azaltacak düzenlemeler tamamlanacak ve denetimler artırılacaktır. Tarım arazilerinin korunması, etkin kullanımı ve yönetimi sağlanacaktır.

Soruyoruz; Ne kadar tarım arazimize amacı dışında kullanılmak üzere izin verilmiştir? Tarım arazilerimizi kim koruyacak, neden korumuyor, ne zaman koruyacak?

  • 2022 yılında; tarımsal işletmelerin güncel durumunu bilmiyoruz. Tarımsal üretimin temel öğesi olan toprakların gerek mülkiyet dağılımı gerekse yetersiz işletme genişliği ve parçalılık yönünden sorunları devam etmektedir. 11.Kalkınma Planı (2019-2023); Tarım sayımı yapılacaktır. Küçük aile işletmeleri korunurken, tarım işletmelerinin ölçeklerinin yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğüne ulaşması için başta kiralama olmak üzere arazi edinimine yönelik çalışmalar yürütülecektir. Tarım arazilerinin miras ve satış yolu ile bölünmesi önlenecek, mirasçılara arazi ediniminde finansal destek sağlanacaktır. Arazi toplulaştırma çalışmalarına sulama yatırımları ile entegre bir şekilde devam edilecek, tescil işlemlerinin hızlandırılması için düzenlemeler yapılacaktır.

Soruyoruz; Tarım sayımı 2001 yılından beri neden yapılmadı, kim yapacak, ne zaman yapacak? Toprak mülkiyet sorunları ne zaman çözülecek? Tarım arazilerinde arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ne zaman tamamlanacak, nasıl tamamlanacak?

Sorunlarımız çok, sorularımız çok, çözüme yönelik somut adımlar ise maalesef yok.

Toprak gıdanın başladığı yerdir. Gıdamızın %95’i doğrudan ya da dolaylı yollarla topraktan gelir. Sağlıklı ve yüksek kaliteli gıda ancak sağlıklı topraklarda yetişir. Topraklar dünyadaki biyoçeşitliliğin dörtte birini bünyesinde barındırır. Karbon döngüsünde önemli rol oynayarak iklim değişikliğiyle mücadele ve ona adapte olma konusunda da yardımcı olur. Topraklar suyu depolayarak ve filtreleyerek sellerin ve kuraklığın olmasını engeller. Toprak sınırlı bir doğal kaynaktır. Canlı bir varlık olan toprak, kaybedildiğinde veya bozulduğunda insanların yaşam süresi gibi kısa bir sürede tekrar oluşamaz. Bugün ülkemizde tarım arazilerimiz potansiyel sınırına ulaşmış, bir avuç yeni arazi olanağı neredeyse kalmamıştır. Buna karşın, altyapının götürüldüğü her arazide, her türlü yatırımın gerçekleştirilmesi mümkün iken, tarım arazilerine yönelik yapılaşma/betonlaşma girişimlerinin halen sürmesi vahim bir durum yaratmaktadır. Oysa, toprakların korunması gıda güvenliği ve sürdürülebilir gelecek için büyük önem taşımaktadır. Tam da bugünlerde dünyada ve ülkemizde gıda krizini somut olarak yaşarken.

Bizleri doyuran, doğaya ve canlılara ev sahipliği yapan, kucak açan toprağa saygı her toplumun sosyolojik, kültürel ve politik açıdan temel önceliklerinden biri olmalıdır. Ne var ki; erozyon ve benzeri doğal yitim süreçlerinin yanında, her şeyi rant ve kolay kazanç sayan politikalar nedeniyle topraklarımız bugün çok ciddi birçok sorunla karşı karşıyadır. Ana sorun, toprak kullanımının doğru ya da yanlış olması sorunudur. Sorun, tarımsal yapının bozuk olması, tarımsal işletmelerin küçük, parçalı, dağınık veya çok büyük olması; eğimli arazilerin yeteneklerine uygun kullanılmaması nedeniyle erozyona, sel baskınına, toprak kaymasına uğraması; toprakların yanlış tarımsal ve denetimsiz sanayi, karayolu, madencilik faaliyetleriyle kirletilmesi; tarımsal nüfusun sağlıklı bir şekilde azaltılamaması sonucu yaşanan göç ve sağlıksız kentleşme; bazı bölgelerde yarı feodal yapının halen sürmesi; orman, mera, kıyı, sulak alanlar, gen kaynakları gibi doğal varlıkların hızla yok olması; ülkenin toprak ve arazi varlığının ve sorunlarının tam olarak bilinmemesi; yanlış ve yanlış tarım politikaları nedeniyle bitkisel ve hayvansal ürünler açısından kendine yetmez duruma düşürülen ülkemiz insanının açlığı yaşamamasıdır.  Dolayısıyla sorun ne tam sanayileşebilmiş, ne tam kentlileşebilmiş, ne tam beslenebilen, ne de tam olarak doğal kaynaklarını koruyabilen ve geliştirebilen bir ülkede, geleceğe güvenle bakamama sorunudur.

Dört mevsimin tüm verileriyle donatılmış ülkemiz topraklarını; sürekli değiştirilen yasalarla, her gelen kamu yönetiminin talana izin veren kararlarıyla büyük bir hızla ölüme sürüklememek; bu dinmeyen hıncımızı, bu sevgisizliğimizi bize kazandıran eğitim sistemimizi değiştirmek; altı ve üstü doğal, kültürel, tarihsel zenginliklerle donatılmış bu uygarlıklar beşiğinin gittikçe artan bir aymazlıkla tüketilişini durdurmak; kendine yapılan büyük yanlışlıklara tutsak olmayacak kadar kimlikli ve özellikli topraklarımızı, “toprak ana” kutsallığında korumak ve geliştirmek; kötü bir kiracılıktan sıyrılarak ülkenin gerçek sahibi olduğumuzu, gerçek yurttaş olduğumuzu gösterebilmek; kimlikli bir birey olarak öncelikle “toprağın ölümünü” erteletebilmek ve sonra sorunlu toprakları iyileştirebilmek için devletin yönlendiriciliğinde gerekli yasal ve yönetsel düzenlemelerin bir an önce yapılması ve ivedilikle yaşama geçmesi mutlak bir gerekliliktir.

Açlığın, yoksulluğun, eşitsizliklerin yaşandığı bir dünyada ülkemiz sahip olduğu zengin toprak varlıklarını çok iyi korumak ve geleceğe aktarmak zorundadır. Toprak ve su gibi temel varlıklar sadece ülkelerin ve o ülkede yaşayan insanların değil, tüm canlıların ortak malıdır. Bundan dolayı da bu üretim faktörlerini korumak, sürdürülebilir kullanımını sağlamak ve insanoğlunun hor kullanımından alıkoymak herkesin ortak sorumluluğundadır.

Toprak yaşamdır, candır… Canlı olduğunu unuttuğumuz, koruyup kollayamadığımız, mal gibi alıp sattığımız, fethedip mülk edindiğimiz, devredip kiraladığımız, bedenine saldırdığımız, betonla başını ezdiğimiz… buna rağmen şimdilik vermeye devam eden, ayrım yapmadan bizleri doyuran toprağımız… Aşık Veysel’in dediği gibi:  “İşkence yaptıkça bana gülerdi/ Bunda yalan yoktur herkes de gördü/ Bir çekirdek verdim dört bostan verdi/ Benim sadık yârim kara topraktır.”

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; büyüme ve kalkınma stratejilerinin oluşturulmasında ve uygulanmasında “ülkemizin toprak varlığının ve arazi kaynaklarının korunarak yönetilmesi” ve “doğal yaşamın sürdürülebilirliği” ilkelerini vazgeçilmez koşul olarak görüyoruz. Kamu yönetimini topraklarımızı ödünsüz korumaya davet ediyoruz.

Topraklarımızı koruyanların Toprak Bayramı kutlu olsun.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.